1 Mart 2016 Salı

Minik Apoluctus


Apoluctus'un Necati'nin Dersinden Kalması (Part I)


Herşey bundan 13-14 yıl önce başladı..
Isparta'nın sessiz,sakin bir o kadarda yalnız bir kasabasında bir düğünde..
Dönemin şartları olsun,bölgedeki demografik yapı olsun düğün boyunca kız ve oğlan tarafı arasında küçük çaplı gerilimler yaşanıyordu. Ancak düğünün son günü olaylar hat safhasına ulaşmıştı.Şiddet olayları artmış,sokaklarda bir anarşi ortamı hakimdi. Ben ve yanımdaki 12-13 mücahit kardeşim mevzilerimize geçmiş saldırımızı planlıyorduk. Oğlan tarafı ile aramızda 500 mt kadar bi mesafe vardı. Bir anlık kıvılcımla çatışmalar başladı. Patates büyüklüğündeki taşları birbirimize doğru atıyorduk,tek hedef karşı taraftaki hedefleri etkisiz hale getirmekti. Ben ve mücahit kardeşlerim karşıdan iki kişinin kafasını yardık. Tam savaş lehimize dönmüşken karşı taraftan 3 milis gücü arkamızdan bize saldırdı. Biz saldırının şokuyla milis güçleri ile çarpışırken,kafama portakal büyüklüğünde taş geldi. Mücadelenin vermiş olduğu heyecan ile bişey hissetmedim.Levazım birliğinden arkadaşlar beni revire kaldırdı. 10 dikiş attılar. Yaralıydık,ama ben ve mücahit kardeşlerim onurlu mücadelemizi verdiği gururla dağıldık.
O gün 35 kişi arasından benim kafamı bulan taş sadece kafamda değil,makus talihimde de kapanmayacak bir yarık açtı.
Hoca 5 makale verdi 4ünü,16 araştırma verdi 14ünü haftalarca uğraştım yaptım. Sonuç yapmadıklarımı sordu. 0.1 aldım.
Kaldım.
Çalışmadım.
Çalışmayacağım.
Korkmuyorum!

Apoluctus’un Necati’nin Dersinden Geçme Planları (Part II)
Apoluctus’un Gaddar Teyzeden İntikamı (STV dizisi tadında)
Yine bundan 14 yıl evvel,Isparta’nın yalnız ama mutlu kasabasında bir yıl sonra okula başlayacağım kederi ile yüzleşmekteydim. Bunun bilincinde olan lise öğrencisi teyze de kendince bana yararlı olması için alfabeyi öğretme gayreti içindeydi. Ancak ben ne alfabeyi öğrenmek ne de okula gitmek istiyordum. Sivil itaatsizlik uyguluyordum. Okul bana göre çocukların kapatıldığı kurallarla disipline edilmeye çalışıldığı bir hapishaneden farksızdı.
Bir akşam teyze, alfabedeki 8 sesli harfi öğrenme karşılığında elma ile beni ödüllendireceğini vaad ederek öğretmeye başladı .Ezberlemedim. Karşılığında beni, elmayı kendisi yiyip bana kabuklarını vererek cezalandırdı. Bu çok ağrıma gitmişti. Bütün gece uyumadan intikam planlarını kurdum. Sabahın ilk ışıklarıyla uyanıp en yakın arkadaşım Bobi’ye (ak sakallı keçi) planlarımı aktardım. Bobi ile bütün gün planımızı tartıştıktan sonra gaddar teyze’nin okuldan gelip beklenen anın yaklaşmasını bekledik.
Beklenen an gelmişti,gaddar teyze savunmasız halde, arkası sevgili dostum Bobi ve bana dönük şekilde bahçenin diğer ucunda duruyordu. Planımızı hayata koymanın tam vaktiydi,Bobi ile konuştuğumuz gibi onun sırtına bindim,boynuzlardan tutup hedefimiz olan gaddar teyze’ye doğru dört nala ilerlemeye başladık. Ancak hedefe çok az kalmışken birşeyler ters gitmeye başladı,Bobi planı tam anlamamış olacak ki hedeften sapıp bahçe duvarına doğru ilerlemeye başladı. Bobi beni dinlemiyordu,hızla duvara doğru ilerliyordu.En sonunda duvara çarpıp beni üstünden attı. Elim,kolum,yüzüm yaralar içindeydi. O an hedef olan teyze geldi gülerek beni kaldırdı, yardım etti,3 gün yataktan çıkamadım. Hiçbir zaman gerçek niyetimi söyleyemedim, ’oyun oynuyordum’ dedim.
O gün bana hayat öğretti ki her zaman bir B planı yapmalı.
Necati’nin dersinden geçmek içinde finale girip çanı olduğunca düşürüp bütlerde geçmek üzerine planımı hayata koydum.
Bütlerden sonra görüşmek dileğiyle..


Apoluctus ve Büyük İntikam (Part III)

smile ifade simgesi
Minik apoluctus Isparta'nın küçük,şirin kasabasından ayrılmış, Antalya'nın Serik'ine taşınmıştı. Büyük maceralara sahne olacak Antalya sıcaktı,yapış yapıştı,huzursuzdu. Ama herşeye rağmen seviyordu Antalya'yı çünkü deniz vardı. Deniz umuttu,kumdan kaleler yapmaktı bi de burada çok karpuz vardı. Karpuz güzeldi.
Taşınma ile birlikte yeni bir çevre,yeni insanlar kaçınılmaz olarak hayatıma girdi. Ev sahiplerimiz ilginç kimselerdi. Aşırı dindar,muhafazakar bir dede ve nine,onlarla beraber yaşayan oğulları torunlarıyla birlikte geniş bir aileydiler.
Beş yaşındaki günlük faaliyetlerim arasında kamyon ve kepçemle bahçede hafriyatçılık yapmak ve dedeyle beraber sinek avlayıp karınca beslemek vardı. Dede bahçe de oturur elinde sineklikle sinekleri öldürür ben de ölüleri kamyonumla karıncalara götürür onlara adil şekilde paylaştırırdım. Tabi ki ailenin bütün bireyleri dede kadar sevecen değildi. Nine cimri,huysuz,gudubet bir kadındı. Cimriliğini sağır sultan bile bilirdi. Birgün nine,kızları,misafirleri ile birlikte bahçede gözleme yapıyorlardı. Benim varlığımın farkına varsınlar diye biraz sesli oynamaya başladım. Ancak nine beni ordan kovmuş,gözleme de vermemişti. Annem akşam bana daha güzelini yapmıştı. Ama o kadın o gün bana cimriliği öğretmişti. Belki de ondandır,ilkokulda cimriliği anlatan hikaye kitabını yarıda bırakışım.
Nineden sonra,sürekli ev hapsi cezası aldığından bahsedilen sorunlu,moron tipli bir torunları vardı. Ben bahçede oynarken sürekli balkondan bana hareket eden,kafama bişeyler atan sorunlu benden beş,altı yaş altı büyük bir çocuktu. Ciddi sorunları vardı kesinlikle. Yine birgün bana laf atarken canıma tak etmiş olmalı ki buna dil çıkarıp "sensin o salak" dedim oynamaya koyuldum, bu yukarıda çıldırıyordu,aşağıya inemiyordu. Ben onun aciz halinin verdiği mutlulukla kıs kıs gülüyordum. Olaydan bir kaç gün sonra yine kamyonumla oynarken,bir tekme geldi kamyonumun tekerleri parçalanmıştı,yapan o çocuktu,gülerek üstüme geldi bana tokat attı. Kamyonumun kalan parçalarını alıp,doğruca annemin yanına kaçtım. Ama bişey söyleyemedim çünkü çocuk çok güzel yalan söylüyor,hep beni haksız duruma düşüyordu.
Bu devrik düzen böyle gidemezdi. Devrim şarttı,devrimin oluşması için büyük bir eyleme ihtiyaç vardı..
Günler birbirini izledi. Çok sıcak bir Antalya günüydü,annem ortalıkta yoktu,artık eyleme geçmenin tam vaktiydi. Büyük planın yapı taşları aklımdaydı. Küçük mavi oturağımı ocağın önüne yerleştirdim,annemin ocağı yakmak için kullandığı kibritlere ulaşmıştım. Kapıyı açtım,dışarı çıktım,binlerce kez kafamda kurduğum güzergahtan kimsenin beni görmesine imkan vermeden, gizli gizli, evin arka tarafında bulunan orta büyüklükteki kurumuş otlarla dolu karpuz tarlasının ortasına ulaştım. Elimde kibritleri kuru otların üzerinde tutarak çakmaya başladım. Bir,iki,üç...olmuyordu bir türlü ateş almıyordu. Heyecandan elim terlemiş,kibrit kutusu nemlenmişti. Kurumalarını bekledim. Bu tahmin edemediğim bir sorundu. Annemin geri dönme olasılığı korkutuyordu. Her şeye rağmen kibriti son bir kez daha ateşledim. Otlar tutuşmuştu.. Plan olağan ilerleyişine girmişti. Geldiğim güzergahtan geri dönerek eve girdim. Annem yoktu. Herşeyi önceki haline getirip,pencereden eylemin izlerini baktım. Beş metrekarelik bir alan yanmaya başlamış,hızla yayılıyordu..
Bugün halen cevabını bilmediğim bir sebeple koşa koşa ninenin kapısını çaldım,büyük bir heyecanla "koşun koşun pencereden gördüm tarla alev almış,yanıyor"dedim. Bu sözlerin ağzımdan dökülmesine sebep pişmanlık mı ,korku mu yoksa kurnazlık mıydı? Bilmiyorum.Bütün aile büyük heyecanla, alevleri fazla büyümeden söndürmüşlerdi.
Bense onlar söndürme işlemi ile uğraşırken,dedenin de bu işten üzüleceği fikrinin pişmanlığı,nine ve torunun suratlarının aldığı şekilden aldığım hazla tom ve jerry'i izliyordum. Ben her zaman tom'a üzülürdüm.
Olaydan bi kaç gün sonra yangının sebebi ortaya çıkacaktı. Babam akşam yemeğinde alevlerin çıktığı yerde cam şişeler varmış diyecek bende "Belek'teki yangın da cam şişelerden çıkmıştı değil mi baba ?" Diyerek karşılık verecektim. Olayın kahramanı zamanında haber verdiğim için apoluctus olacak, o kamyonumu kıran çocuk kıskançlığından çatlayacaktı.
Bu küçük devrim tarihin tozlu sayfalarında yerini alacak ama kimsenin haberi olmayacaktı.

7 Haziran- 1 Kasım Seçimleri Kim, Neden Kazandı Kim, Neden Kaybetti ?


8 Haziran sabahı nasıl bir Türkiye'ye uyandık?
İlk gördüğüm şu CHP ve MHP'nin yanlış politikaları 2002'de nasıl AKP'i ortaya çıkardıysa,2015'te AKP'nin yanlış politikaları HDP'i ortaya çıkardı. Bu sonucu bazıları yağmurdan kaçarken doluya tutulduk diye yorumluyor,bazılarına göre ise özgür demokratik bir Türkiye için ilk adım. Bana göre iki yorum içinde çok erken sadece Hdp'e bir şans verildi,bu şansı nasıl değerlendireceği onlara kalmış.
HDP- Seçimin en önemli faktörü idi. Seçimin en büyük kazanını onlar. Dedikleri gibi Türkiye partisi olarak mı siyaset yapacak ya da etnik milliyetçiliğe dönük siyaset mi yapacaklar göreceğiz. Örneğin doğudaki kaçak elektrik kullanımını önlemeye göz yumup, sadece Kürt sorunlarını konuşup Batıya sırtını mı dönecek göreceğiz. Demirtaş gösterdi ki başarılı bir lider,artık omuzlarında daha ağır bir yük var. Sadece Kürtlerin değil, Türklerin de oyunu aldı. Yıllardır özlenen sol lider olabilir. Ülkeyi daha demokratik ve özgür bir hale getirebilir. Bunun için kendini terör örgütünden soyutlamalı,tüm halkı kucaklamalı.

CHP-seçimlerinin en büyük kaybedenini. Kemal Kılıçdaroğlu vasıfsızlığını ortaya bir kez daha ortaya çıkardı. Tüm Türkiye'de oyları azaldı,popülist vaatlerin işe yaramadığını bir kez daha gördük. Bu siyaset anlayışı ile giderse Hdp bütüncül politikalar izlerse iki seçim sonra merkez solu HDP'e bile kaptırır. 
MHP- Başarılı bir sonuç aldı,bir çok ilde oyunu artırdı ancak seçim sistemi yüzünden milletvekili sayısında fazla bir artış olmadı. Ne kadar eleştirilse de Bahçeli başarılı bir lider, sakinliği,akılcılığı ile önümüzdeki dönemde Hdp'nin olması muhtemel yanlış politikalarının frenleyicisi olacak. 
AKP-CHP'den sonra ikinci kaybeden. Ancak yinede elinde büyük bir gücü bulunduruyor. AKP'liler anlamalı ki halk başında bir diktatör istemiyor. Suriye ve dış politikası,ayrımcı sözleri,benden olmayan kötüdür anlayışı, ne dediysem o anlayışı, AKP'e oy kaybettiren sebebler. AKP'nin bunu görmesi gerekli yoksa sadece yol yaparak,tank üreterek bu gidişe dur diyemez. Türbanlıya,kendinden olana özgürlük,olmayan baskı yaparak daha çok kan kaybeder.


Genel olarak,halkta bir bıkkınlık var,arkamıza bir bakalım skandalsız,kazasız bir ayımız geçti mi ? Halk önce huzur istiyor,sonra maaş,yol istiyor. Milliyetçi kesimlerin oyların artması,ayrıştırıcı söylemlerin halkta bir korku yarattığın göstergesi. 
Erken seçim,koalisyon ihtimallerini konuşmak istemiyorum. Koalisyon konusunda söyleyebileceğim tek şey Türk Halkı ve devleti koalisyonla yönetilecek erişkinlikte değil. Bunun için en iyi koalisyon yerine,en kötü partiyi tercih ederim.

Daha demokratik,özgür,ekonomik olarak kalkınmış bir Türkiye umuduyla.. Demokrasi ve özgürlük için HDP ve MHPe,ekonomik kalkınma için AKP'e büyük görev düşüyor nedense CHP'e bir rol biçemiyorum.


Kim, neden kazandı, kim, neden kaybetti?


1 Kasım seçimleri 
AKP- Seçimin tek kazanını. 7 Haziran seçimlerini iyi okudu, özellikle doğu bölgesinde olmak üzere aday listesini yeniledi. Ekonomik vaatleri listesine aldı. Ancak herşeyden önemlisi halk geçmişteki kötü hatıralarından dolayı koalisyon istemedi. Bunu gördü, hevesini heyecanını halka gösterdi. 7.Haziran seçimlerinden sonra burada söylemiştim, en iyi koalisyon yerine kötü bir tek başına iktidar halkta daha büyük bir destek bulur diye. 7 Haziran'dan sonra gerekli mesajı aldık dediler, görülen o ki inandırdılar. Ancak aldıkları bu oy oranını kendileri bile beklemiyordu. Oyların bu kadar artmasında AKP başarısı kadar, muhalefetin başarısızlığında gizli. 
CHP her zaman dediğim gibi Türkiye'nin en istikrarlı partisi. Oy ve milletvekili sayısında bir azalış yok ancak bir artışta yok. CHP bu yüzden kaybetti, kendi seçmeninden başkasına ulaşamadı. Bunun en büyük sebebi CHP'li kesimin halka yabancı olması. İkincisi yıllardır yaptıkları gibi seçimden sonra halkı aşağılamaya başladılar. Kemal Kılıçdaroğlu beyefendi birisi, sakinliği, akılcılığı ilgi topladı. MHP ve Hdp'den kayan oyların sebebi kendisidir. CHP, teşkilat olarak bir yenilenmeye girmeli, kendisi halktan uzak, seküler yaşam süren aydınlardan ayırmalı veya biraz arka plana itmelidir. 
MHP-En büyük kaybeden. Ancak bu şaşırtıcı bir sonuç mu? Hayır. Seçimlerden önce MHP nin baraj sıkıntısı çekeceğini söylediğimde bana gülüyorlardı. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Bahçeli 7 Haziran seçimi akşamı,olursa olur olmazsa erken seçim diyerek, görüşmelere, davetlere hayır diyerek, bu hayırları haklı olduğu için söylese bile halkı buna inandıramamasıyla, Tuğrul Türkeş'i kaybedeşiyle 7 Haziran 1 Kasım arası en başarısız liderdi. Başarısızlığının büyük çoğunluğu bahçeliye ait olsada diğer üç etken daha var bunlar, tabanın bir bölümünün koalisyon istememesi, tabanın bir bölümünün AKP ile koalisyon istemesi, mecliste artan HDP milletvekili, ve artan terör sorunu. Koalisyon korkusu, AKP'nin terör ile mücadele noktasında değiştirdiği politikası milliyetçi oyların AKP'e geçişini sağladı. 7 Haziran seçimlerinden sonra AKP ile koalisyon kurulmasını isteyenler, bu seçimlerde kendileri bir koalisyon kurdular diyebiliriz. Bu kadar çok sebebin biraraya gelmesi MHP deki bu erimeyi ortaya çıkardı. 
HDP-Bir şans verildi, bunu kaybetti. Türkiye partisi olduğu iddia etti, ancak bir gruptan yine kopamadı,terörle arasına mesafe koyamadı. Halkta verdiği desteği geri aldı.

Muhalefet partileri ilk açıklamalarında 7 Haziran 1 Kasım arasındaki dönemin olağandışı geçtiğini, AKP'nin başarısının, kendilerinin başarısızlığın sebebini bu olarak görmüşler. Kimin yaptırdığı, neden yaptırdığını bilmeyerek konuşuyorum, dönemde bütün partiler aynı avantaj ve dezavantajlara sahipti. Ancak muhalefet partileri başarılı bir sınav veremediler. MHP kimse ile görüşmedi, HDP olaydan yarım saat sonra devleti suçladı. Anlaşmacı, işbirliği tavırda olan bir Ahmet Davutoğlu ve Kemal Kılıçdaroğlu beyler vardı. Karşılığını aldılar.
Peki bu saatten sonra ne yapılmalı? 
AKP, fabrika ayarlarına döndüğünü söylüyor, inanmak istiyoruz. İlk olarak artık herşey geride bırakılıp toplumdaki kutuplaşma giderilmeli, terörle mücadele konusunda kesin kararlar sergilenmeli ve bu kararlar şeffaflık içinde halkla paylaşılmalı. Erdoğan bağımsızlığını korumalı, AKP verdiği destek halkta kutuplaşmayı artırıyor. Dış politikada yeni bir sayfa açılmalı,inatla hareket edilmemeli. 
Muhalefet birleşmeli, ortak direnç gösterebilmeli. 80lerde birbirini öldüren CHP ve MHP, birbirlerinden nefret eden MHP ve Hdp tek bir kotada birleşmeli. 
CHP, halkta her zaman olduğu gibi bir cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığı korkusu var. CHP bu korkuların bastırılması konusunda etkin rolünü oynamalı, seçim öncesi yaptığı gibi uzlaşmacı tavrını korumalı, denetim mekanizmasının işlemesini sağlamalı. 
Küçük bir not:Bu ülkede çok küçük bir kesim dışında kimsenin cumhuriyetle bir sıkıntısı yoktur. 
MHP, herkesin dediği gibi yeni bir başkan ile yenilenmeye ihtiyacı var. 
HDP, alması gereken dersi almalı, etnik köken siyasetinden, terörden kendini ayırmalı, çözüm süreci için dengeleyici gücünü ortaya koymalı.

Vatana millete hayırlı olsun. Umarım her şey güzel olur, geleceğe umutla bakarız.Ve hiç bir zaman unutmayalım, bu ülke hepimizin bir gruba, kişilere verip arkamızı dönüp gidecek değiliz, herkes üstüne düşen görevi yapmalı,taraftarlığı bırakmalı, yanlışa yanlış, doğruya doğru diyebilmeliyiz.

Türkiye'de Bilim ve Üniversite



Ygs başvuruları başlamış. Ygs'e girecek olan kardeşlerim,bir tanıdığı olan abilerim ablalarım için o yollardan geçmiş son sınıf üniversite öğrencisi olarak söylemek istediğim naçizane düşüncelerim var. Öncelikle Türkiye'de üniversite diye bir şey yok.Bakmayın 81 ile üniversite yaptık dediklerine. İlk olarak üniversitelerde bilim yapılmıyor. 4 yıl boyunca basmakalıp bilgiler öğrencilere sunuluyor. Demokratik, fikirlere, tartışmaya açık ders ve akademisyen sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Bilimsel düşüncenin oluşmasını bırakın dar ideolojilerin dışına çıkılmıyor. Üniversiteler her fikrin tartışılabildiği özgür kurumlardır.Özgür düşünce dediğimiz kavramın yanından bile geçilmiyor. 

Zaten bizim ilimle bilimle bir işimiz yok. Bizim oğlan devlet kapısına sırtını dayasın, bir iş bulsun diyorsanız ne yazık ki öyle bir imkanda yok. Türkiye'de hangi bölüme giderseniz gidin, Kpss'e muhtaç kalacaksınız. 4 yıl bittikten sonra sizi okuduğunuz bölümle,sevdiğiniz ilgi duyduğunuz alanla hiç alakası olmayan bir sınava sokacaklar.4 yıl boyunca eğer kendinizi teknik, donanım bakımdan geliştirmediyseniz yani yabancı diller öğrenmek, boş vakitlerinde çalışarak gelecekte yapmak istediğiniz işle alakalı çevre oluşturmak gibi şeyler, bunları yapmazsanız ne yazık ki en fazla diplomalı bir KPSS çalışanı olursunuz. 
Ne bilimi, ne işi bize ortam olsun yeter diyorsanız. Ne yazık ki o da yok. Ayın 3 günü belki bir şeyler yapabilir,gezebilir, eğlenebilirsiniz diğer 27 gün makarna ve menemen eşliğinde okey, pes oynarsınız.
Kimsenin içini karartmak istemiyorum. Ancak durum bu. Üniversiteler bilim yuvasından çok ticarethane amaçlı. Üniversiteler bilim için değil, bulundukları şehri kalkındırmak için yapılıyor.Öğrencilerin gelmesini bekleyen esnaflar, ev sahipleri için bir araç olarak olarak kullanıyor.Eğer bilim yapmak istiyorsanız imkanınız varsa yurt dışına çıkın çünkü Türkiye'de size bilim yaptırmazlar, olan hevesinizi kırarlar. İş bulmak istiyorsanız kendinizi geliştirmeye bakın, yada üniversitede 2 sınıftan itibaren Kpss çalışmaya başlayın. Önemlisi hedefinizi yüksek tutun, Türkiye'de İTÜ, Boğaziçi, Ankara Üniversitesi dışında tercih yapmayın. Özellikle taşra üniversitelerinden uzak durun. 
Dediğim gibi bizde o yollardan geçtik. Bunları bilerek hayal kurup,hedeflerinizi belirleyin. Şimdiden herkese başarılar.