Apoluctus'un Necati'nin Dersinden Kalması (Part I)
Herşey bundan 13-14 yıl önce başladı..
Isparta'nın sessiz,sakin bir o kadarda yalnız bir kasabasında bir düğünde..
Dönemin şartları olsun,bölgedeki demografik yapı olsun düğün boyunca kız ve oğlan tarafı arasında küçük çaplı gerilimler yaşanıyordu. Ancak düğünün son günü olaylar hat safhasına ulaşmıştı.Şiddet olayları artmış,sokaklarda bir anarşi ortamı hakimdi. Ben ve yanımdaki 12-13 mücahit kardeşim mevzilerimize geçmiş saldırımızı planlıyorduk. Oğlan tarafı ile aramızda 500 mt kadar bi mesafe vardı. Bir anlık kıvılcımla çatışmalar başladı. Patates büyüklüğündeki taşları birbirimize doğru atıyorduk,tek hedef karşı taraftaki hedefleri etkisiz hale getirmekti. Ben ve mücahit kardeşlerim karşıdan iki kişinin kafasını yardık. Tam savaş lehimize dönmüşken karşı taraftan 3 milis gücü arkamızdan bize saldırdı. Biz saldırının şokuyla milis güçleri ile çarpışırken,kafama portakal büyüklüğünde taş geldi. Mücadelenin vermiş olduğu heyecan ile bişey hissetmedim.Levazım birliğinden arkadaşlar beni revire kaldırdı. 10 dikiş attılar. Yaralıydık,ama ben ve mücahit kardeşlerim onurlu mücadelemizi verdiği gururla dağıldık.
O gün 35 kişi arasından benim kafamı bulan taş sadece kafamda değil,makus talihimde de kapanmayacak bir yarık açtı.
Hoca 5 makale verdi 4ünü,16 araştırma verdi 14ünü haftalarca uğraştım yaptım. Sonuç yapmadıklarımı sordu. 0.1 aldım.
Kaldım.
Çalışmadım.
Çalışmayacağım.
Korkmuyorum!
Apoluctus’un Necati’nin Dersinden Geçme Planları (Part II)
Apoluctus’un Gaddar Teyzeden İntikamı (STV dizisi tadında)
Yine bundan 14 yıl evvel,Isparta’nın yalnız ama mutlu kasabasında bir yıl sonra okula başlayacağım kederi ile yüzleşmekteydim. Bunun bilincinde olan lise öğrencisi teyze de kendince bana yararlı olması için alfabeyi öğretme gayreti içindeydi. Ancak ben ne alfabeyi öğrenmek ne de okula gitmek istiyordum. Sivil itaatsizlik uyguluyordum. Okul bana göre çocukların kapatıldığı kurallarla disipline edilmeye çalışıldığı bir hapishaneden farksızdı.
Bir akşam teyze, alfabedeki 8 sesli harfi öğrenme karşılığında elma ile beni ödüllendireceğini vaad ederek öğretmeye başladı .Ezberlemedim. Karşılığında beni, elmayı kendisi yiyip bana kabuklarını vererek cezalandırdı. Bu çok ağrıma gitmişti. Bütün gece uyumadan intikam planlarını kurdum. Sabahın ilk ışıklarıyla uyanıp en yakın arkadaşım Bobi’ye (ak sakallı keçi) planlarımı aktardım. Bobi ile bütün gün planımızı tartıştıktan sonra gaddar teyze’nin okuldan gelip beklenen anın yaklaşmasını bekledik.
Beklenen an gelmişti,gaddar teyze savunmasız halde, arkası sevgili dostum Bobi ve bana dönük şekilde bahçenin diğer ucunda duruyordu. Planımızı hayata koymanın tam vaktiydi,Bobi ile konuştuğumuz gibi onun sırtına bindim,boynuzlardan tutup hedefimiz olan gaddar teyze’ye doğru dört nala ilerlemeye başladık. Ancak hedefe çok az kalmışken birşeyler ters gitmeye başladı,Bobi planı tam anlamamış olacak ki hedeften sapıp bahçe duvarına doğru ilerlemeye başladı. Bobi beni dinlemiyordu,hızla duvara doğru ilerliyordu.En sonunda duvara çarpıp beni üstünden attı. Elim,kolum,yüzüm yaralar içindeydi. O an hedef olan teyze geldi gülerek beni kaldırdı, yardım etti,3 gün yataktan çıkamadım. Hiçbir zaman gerçek niyetimi söyleyemedim, ’oyun oynuyordum’ dedim.
O gün bana hayat öğretti ki her zaman bir B planı yapmalı.
Necati’nin dersinden geçmek içinde finale girip çanı olduğunca düşürüp bütlerde geçmek üzerine planımı hayata koydum.
Bütlerden sonra görüşmek dileğiyle..
Apoluctus’un Gaddar Teyzeden İntikamı (STV dizisi tadında)
Yine bundan 14 yıl evvel,Isparta’nın yalnız ama mutlu kasabasında bir yıl sonra okula başlayacağım kederi ile yüzleşmekteydim. Bunun bilincinde olan lise öğrencisi teyze de kendince bana yararlı olması için alfabeyi öğretme gayreti içindeydi. Ancak ben ne alfabeyi öğrenmek ne de okula gitmek istiyordum. Sivil itaatsizlik uyguluyordum. Okul bana göre çocukların kapatıldığı kurallarla disipline edilmeye çalışıldığı bir hapishaneden farksızdı.
Bir akşam teyze, alfabedeki 8 sesli harfi öğrenme karşılığında elma ile beni ödüllendireceğini vaad ederek öğretmeye başladı .Ezberlemedim. Karşılığında beni, elmayı kendisi yiyip bana kabuklarını vererek cezalandırdı. Bu çok ağrıma gitmişti. Bütün gece uyumadan intikam planlarını kurdum. Sabahın ilk ışıklarıyla uyanıp en yakın arkadaşım Bobi’ye (ak sakallı keçi) planlarımı aktardım. Bobi ile bütün gün planımızı tartıştıktan sonra gaddar teyze’nin okuldan gelip beklenen anın yaklaşmasını bekledik.
Beklenen an gelmişti,gaddar teyze savunmasız halde, arkası sevgili dostum Bobi ve bana dönük şekilde bahçenin diğer ucunda duruyordu. Planımızı hayata koymanın tam vaktiydi,Bobi ile konuştuğumuz gibi onun sırtına bindim,boynuzlardan tutup hedefimiz olan gaddar teyze’ye doğru dört nala ilerlemeye başladık. Ancak hedefe çok az kalmışken birşeyler ters gitmeye başladı,Bobi planı tam anlamamış olacak ki hedeften sapıp bahçe duvarına doğru ilerlemeye başladı. Bobi beni dinlemiyordu,hızla duvara doğru ilerliyordu.En sonunda duvara çarpıp beni üstünden attı. Elim,kolum,yüzüm yaralar içindeydi. O an hedef olan teyze geldi gülerek beni kaldırdı, yardım etti,3 gün yataktan çıkamadım. Hiçbir zaman gerçek niyetimi söyleyemedim, ’oyun oynuyordum’ dedim.
O gün bana hayat öğretti ki her zaman bir B planı yapmalı.
Necati’nin dersinden geçmek içinde finale girip çanı olduğunca düşürüp bütlerde geçmek üzerine planımı hayata koydum.
Bütlerden sonra görüşmek dileğiyle..
Apoluctus ve Büyük İntikam (Part III)
smile ifade simgesi
Minik apoluctus Isparta'nın küçük,şirin kasabasından ayrılmış, Antalya'nın Serik'ine taşınmıştı. Büyük maceralara sahne olacak Antalya sıcaktı,yapış yapıştı,huzursuzdu. Ama herşeye rağmen seviyordu Antalya'yı çünkü deniz vardı. Deniz umuttu,kumdan kaleler yapmaktı bi de burada çok karpuz vardı. Karpuz güzeldi.
Taşınma ile birlikte yeni bir çevre,yeni insanlar kaçınılmaz olarak hayatıma girdi. Ev sahiplerimiz ilginç kimselerdi. Aşırı dindar,muhafazakar bir dede ve nine,onlarla beraber yaşayan oğulları torunlarıyla birlikte geniş bir aileydiler.
Beş yaşındaki günlük faaliyetlerim arasında kamyon ve kepçemle bahçede hafriyatçılık yapmak ve dedeyle beraber sinek avlayıp karınca beslemek vardı. Dede bahçe de oturur elinde sineklikle sinekleri öldürür ben de ölüleri kamyonumla karıncalara götürür onlara adil şekilde paylaştırırdım. Tabi ki ailenin bütün bireyleri dede kadar sevecen değildi. Nine cimri,huysuz,gudubet bir kadındı. Cimriliğini sağır sultan bile bilirdi. Birgün nine,kızları,misafirleri ile birlikte bahçede gözleme yapıyorlardı. Benim varlığımın farkına varsınlar diye biraz sesli oynamaya başladım. Ancak nine beni ordan kovmuş,gözleme de vermemişti. Annem akşam bana daha güzelini yapmıştı. Ama o kadın o gün bana cimriliği öğretmişti. Belki de ondandır,ilkokulda cimriliği anlatan hikaye kitabını yarıda bırakışım.
Nineden sonra,sürekli ev hapsi cezası aldığından bahsedilen sorunlu,moron tipli bir torunları vardı. Ben bahçede oynarken sürekli balkondan bana hareket eden,kafama bişeyler atan sorunlu benden beş,altı yaş altı büyük bir çocuktu. Ciddi sorunları vardı kesinlikle. Yine birgün bana laf atarken canıma tak etmiş olmalı ki buna dil çıkarıp "sensin o salak" dedim oynamaya koyuldum, bu yukarıda çıldırıyordu,aşağıya inemiyordu. Ben onun aciz halinin verdiği mutlulukla kıs kıs gülüyordum. Olaydan bir kaç gün sonra yine kamyonumla oynarken,bir tekme geldi kamyonumun tekerleri parçalanmıştı,yapan o çocuktu,gülerek üstüme geldi bana tokat attı. Kamyonumun kalan parçalarını alıp,doğruca annemin yanına kaçtım. Ama bişey söyleyemedim çünkü çocuk çok güzel yalan söylüyor,hep beni haksız duruma düşüyordu.
Bu devrik düzen böyle gidemezdi. Devrim şarttı,devrimin oluşması için büyük bir eyleme ihtiyaç vardı..
Günler birbirini izledi. Çok sıcak bir Antalya günüydü,annem ortalıkta yoktu,artık eyleme geçmenin tam vaktiydi. Büyük planın yapı taşları aklımdaydı. Küçük mavi oturağımı ocağın önüne yerleştirdim,annemin ocağı yakmak için kullandığı kibritlere ulaşmıştım. Kapıyı açtım,dışarı çıktım,binlerce kez kafamda kurduğum güzergahtan kimsenin beni görmesine imkan vermeden, gizli gizli, evin arka tarafında bulunan orta büyüklükteki kurumuş otlarla dolu karpuz tarlasının ortasına ulaştım. Elimde kibritleri kuru otların üzerinde tutarak çakmaya başladım. Bir,iki,üç...olmuyordu bir türlü ateş almıyordu. Heyecandan elim terlemiş,kibrit kutusu nemlenmişti. Kurumalarını bekledim. Bu tahmin edemediğim bir sorundu. Annemin geri dönme olasılığı korkutuyordu. Her şeye rağmen kibriti son bir kez daha ateşledim. Otlar tutuşmuştu.. Plan olağan ilerleyişine girmişti. Geldiğim güzergahtan geri dönerek eve girdim. Annem yoktu. Herşeyi önceki haline getirip,pencereden eylemin izlerini baktım. Beş metrekarelik bir alan yanmaya başlamış,hızla yayılıyordu..
Bugün halen cevabını bilmediğim bir sebeple koşa koşa ninenin kapısını çaldım,büyük bir heyecanla "koşun koşun pencereden gördüm tarla alev almış,yanıyor"dedim. Bu sözlerin ağzımdan dökülmesine sebep pişmanlık mı ,korku mu yoksa kurnazlık mıydı? Bilmiyorum.Bütün aile büyük heyecanla, alevleri fazla büyümeden söndürmüşlerdi.
Bense onlar söndürme işlemi ile uğraşırken,dedenin de bu işten üzüleceği fikrinin pişmanlığı,nine ve torunun suratlarının aldığı şekilden aldığım hazla tom ve jerry'i izliyordum. Ben her zaman tom'a üzülürdüm.
Olaydan bi kaç gün sonra yangının sebebi ortaya çıkacaktı. Babam akşam yemeğinde alevlerin çıktığı yerde cam şişeler varmış diyecek bende "Belek'teki yangın da cam şişelerden çıkmıştı değil mi baba ?" Diyerek karşılık verecektim. Olayın kahramanı zamanında haber verdiğim için apoluctus olacak, o kamyonumu kıran çocuk kıskançlığından çatlayacaktı.
Bu küçük devrim tarihin tozlu sayfalarında yerini alacak ama kimsenin haberi olmayacaktı.
Minik apoluctus Isparta'nın küçük,şirin kasabasından ayrılmış, Antalya'nın Serik'ine taşınmıştı. Büyük maceralara sahne olacak Antalya sıcaktı,yapış yapıştı,huzursuzdu. Ama herşeye rağmen seviyordu Antalya'yı çünkü deniz vardı. Deniz umuttu,kumdan kaleler yapmaktı bi de burada çok karpuz vardı. Karpuz güzeldi.
Taşınma ile birlikte yeni bir çevre,yeni insanlar kaçınılmaz olarak hayatıma girdi. Ev sahiplerimiz ilginç kimselerdi. Aşırı dindar,muhafazakar bir dede ve nine,onlarla beraber yaşayan oğulları torunlarıyla birlikte geniş bir aileydiler.
Beş yaşındaki günlük faaliyetlerim arasında kamyon ve kepçemle bahçede hafriyatçılık yapmak ve dedeyle beraber sinek avlayıp karınca beslemek vardı. Dede bahçe de oturur elinde sineklikle sinekleri öldürür ben de ölüleri kamyonumla karıncalara götürür onlara adil şekilde paylaştırırdım. Tabi ki ailenin bütün bireyleri dede kadar sevecen değildi. Nine cimri,huysuz,gudubet bir kadındı. Cimriliğini sağır sultan bile bilirdi. Birgün nine,kızları,misafirleri ile birlikte bahçede gözleme yapıyorlardı. Benim varlığımın farkına varsınlar diye biraz sesli oynamaya başladım. Ancak nine beni ordan kovmuş,gözleme de vermemişti. Annem akşam bana daha güzelini yapmıştı. Ama o kadın o gün bana cimriliği öğretmişti. Belki de ondandır,ilkokulda cimriliği anlatan hikaye kitabını yarıda bırakışım.
Nineden sonra,sürekli ev hapsi cezası aldığından bahsedilen sorunlu,moron tipli bir torunları vardı. Ben bahçede oynarken sürekli balkondan bana hareket eden,kafama bişeyler atan sorunlu benden beş,altı yaş altı büyük bir çocuktu. Ciddi sorunları vardı kesinlikle. Yine birgün bana laf atarken canıma tak etmiş olmalı ki buna dil çıkarıp "sensin o salak" dedim oynamaya koyuldum, bu yukarıda çıldırıyordu,aşağıya inemiyordu. Ben onun aciz halinin verdiği mutlulukla kıs kıs gülüyordum. Olaydan bir kaç gün sonra yine kamyonumla oynarken,bir tekme geldi kamyonumun tekerleri parçalanmıştı,yapan o çocuktu,gülerek üstüme geldi bana tokat attı. Kamyonumun kalan parçalarını alıp,doğruca annemin yanına kaçtım. Ama bişey söyleyemedim çünkü çocuk çok güzel yalan söylüyor,hep beni haksız duruma düşüyordu.
Bu devrik düzen böyle gidemezdi. Devrim şarttı,devrimin oluşması için büyük bir eyleme ihtiyaç vardı..
Günler birbirini izledi. Çok sıcak bir Antalya günüydü,annem ortalıkta yoktu,artık eyleme geçmenin tam vaktiydi. Büyük planın yapı taşları aklımdaydı. Küçük mavi oturağımı ocağın önüne yerleştirdim,annemin ocağı yakmak için kullandığı kibritlere ulaşmıştım. Kapıyı açtım,dışarı çıktım,binlerce kez kafamda kurduğum güzergahtan kimsenin beni görmesine imkan vermeden, gizli gizli, evin arka tarafında bulunan orta büyüklükteki kurumuş otlarla dolu karpuz tarlasının ortasına ulaştım. Elimde kibritleri kuru otların üzerinde tutarak çakmaya başladım. Bir,iki,üç...olmuyordu bir türlü ateş almıyordu. Heyecandan elim terlemiş,kibrit kutusu nemlenmişti. Kurumalarını bekledim. Bu tahmin edemediğim bir sorundu. Annemin geri dönme olasılığı korkutuyordu. Her şeye rağmen kibriti son bir kez daha ateşledim. Otlar tutuşmuştu.. Plan olağan ilerleyişine girmişti. Geldiğim güzergahtan geri dönerek eve girdim. Annem yoktu. Herşeyi önceki haline getirip,pencereden eylemin izlerini baktım. Beş metrekarelik bir alan yanmaya başlamış,hızla yayılıyordu..
Bugün halen cevabını bilmediğim bir sebeple koşa koşa ninenin kapısını çaldım,büyük bir heyecanla "koşun koşun pencereden gördüm tarla alev almış,yanıyor"dedim. Bu sözlerin ağzımdan dökülmesine sebep pişmanlık mı ,korku mu yoksa kurnazlık mıydı? Bilmiyorum.Bütün aile büyük heyecanla, alevleri fazla büyümeden söndürmüşlerdi.
Bense onlar söndürme işlemi ile uğraşırken,dedenin de bu işten üzüleceği fikrinin pişmanlığı,nine ve torunun suratlarının aldığı şekilden aldığım hazla tom ve jerry'i izliyordum. Ben her zaman tom'a üzülürdüm.
Olaydan bi kaç gün sonra yangının sebebi ortaya çıkacaktı. Babam akşam yemeğinde alevlerin çıktığı yerde cam şişeler varmış diyecek bende "Belek'teki yangın da cam şişelerden çıkmıştı değil mi baba ?" Diyerek karşılık verecektim. Olayın kahramanı zamanında haber verdiğim için apoluctus olacak, o kamyonumu kıran çocuk kıskançlığından çatlayacaktı.
Bu küçük devrim tarihin tozlu sayfalarında yerini alacak ama kimsenin haberi olmayacaktı.


